Imperium Romanum(xgm)

      BÖLÜM I -- İTALYA’DA ÜSTÜNLÜK

      Yıl m.ö 280. italya yarımadasında yeni bir güç merkezi doğuyor… diğer devletler tarafından iyiden iyiye kabul görmeye başlayan bu iştahlı yeni devlet, kurulma aşamasında pek çok sorunla karşılamakta. Daha önce küçük şehir devletleri bir bir hakimiyet altına almış olan bu devletin asli sorunu yönetimin ne olacağı konusunda. Krallıktan cumhuriyete geçiş yapılmıştı ama flavius güçlü bir devlet olmanın yolunun krallıktan geçtiğini düşünmekteydi. Ona göre cumhuriyet zaman kaybından başka bir şey değildi.

      Senatörler ise böyle düşünmüyorlardı. Roma bir cumhuriyet olmalıydı onlara göre. Bu yüzden flavius senatörlerden hoşlanmazdı. Tabi Roma'da öyle her isteyen istediğini yapamazdı. Belirli güç odakları vardı ve senato çok güçlüydü.

      Başlangıç sınırlarımız:



      avernii kabilesi ile barış:



      Roma hala genç bir devlet sayılırdı ve yakın zamandaki en büyük baş belaları ise epirli pirros idi. Bu zat epirin kralı olmuş ardından da romayı istilaya kalkmıştı ve güney ucu alarak cannae ve capuaya yürümüş ancak buradan geri dönmüştü. Lakin elinde hala büyük bir ordu var idi ve nihai amacı roma kentini almaktı. Senato pirros u durdurmak için bir ordu hazırlamış ve cannae tarafına yollamıştı. Bu ordunun başında decius mus bulunuyordu. Senato böyle istemişti. Konsül flavius ise senatonun kararına karşı gelerek cannae ye gitti ve orduyu devraldı. Decius mus u ise itirazlarına rağmen cannae şehrine yolladı.

      Flavius savunma savaşı yapmaya karar vermişti çünkü pirros un ordusu çok güçlüydü ve ayrıca filleri vardı. Ve pirros un mutlaka kendisine saldıracağını biliyordu. Pirros u iyi analiz etmişti. O ne pahasına olursa olsun roma yı almak niyetindeydi.

      Flavius bu sebeple capuaya giden yol üzerindeki tepeyi tuttu. Burası savunma için mükemmel bir yerdi.
      Pirros herşeyiyle savaş meydanına gelmişti. Kaçmayacaktı.



      pirros hata etmişti. Rakibi tepede olmasına rağmen hırsına yeni düşmüş ve bu canına mal olmuştu. Artık pirros yoktu.

      Epir krallığı pirros ölse de durmak bilmiyordu ve üzerimize tarentumdaki ordularını da yolladılar.





      ve zafer:





      sınırlarımızda ise eşkiyalar türüyordu:



      epirlilerin orduları yok edilince flavius senatonun “ dön “ kararına rağmen tarentuma yürümüş ve kuşatmıştı.



      senato flavius un kuşatmayı kaldırıp geri dönmesini beklerken romaya bir haberci geldi:
      -tarentum alındı!!!



      senatörler çok kızmışlardı ama flavius a karşı bir şey yapamıyorlardı çünkü ordusu olan oydu. Güç dengeleri değişmişti.

      Bu arada roma diğer devletlerle ticaret anlaşmaları yapıyordu.









      devletimiz inşaatlara ağırlık vermiş ve büyük kentlerde limanlar inşaa edilmişti. Bu limanlar romanın zenginliklerine zenginlik katacak ve ticaret hacmimizi artıracaktı. Zaten ticaret anlaşmaları da yeni imza edilmişti.



      Öte yandan romadan kopmuş olan asiler capua yı kuşatmıştı.



      flavius tarentumdan dönmüş ve isyancı generallerden maenius un ordusunu yoketmeye gelmişti. takviye birlikler de yollanmıştı



      maenius a karşı savaş başlamıştı lakin capua daki yanardağ bu sırada faaliyete geçmiş ve askerlerimizi ürkütmüştü.



      Konsül flavius etkileyici bir konuşma yaptı ve yanardağın asilere karşı tanrının bir gazap işareti olduğunu söyledi. Ordusunu yüreklendirdi. Artık askerler daha disiplinliydiler ve klasik dizilişlerini aldılar. önde hastati, ortada principes, arkada triarii ve samnit paralı askerleri



      Karşı taraf içinse aynı şeyleri söylemek zordu:





      ve maenius mağlup oldu ancak kaçmayı başardı



      maenius u mağlup eden flavius kesin sonuç almak üzere güneye indi ve asıl isyancı ordusuyla karşılaştı. Savaş gerçekten çok çetindi. Yerli samnite birliklerinin ağırlıkta olduğu isyancılar flavius a zor anlar yaşattılar ancak zafer gecikmedi:




      orduyu da güçlendirmeyi ihmal etmedik:



      zaferin ardından flavius croton kentini kuşatmaya karar verdi. Burası isyancıların merkeziydi.



      İsyancılar ise anlaşmaya çalışıyorlardı. Flavius reddetti…








      flavius croton u almış ve ilerlemeye devam etmişti. Roma ilk kez sicilya ya ayak basmıştı. Sıradaki hedef messana idi ve flavius burayı rahatça fethetti.


      İsyancıların sonu daima böyleydi:


      Gözünü yunan kolonisi olan syracuse kentine dikmişti. Roma dan ise çağrı vardı:
      -eve dön!

      Flavius oralı olmadı ve syracuse ya yöneldi.



      zafer gecikmedi, syracuse nın hero su çaresizdi:




      yunan kolonileri ise bütün rakiplerimizle dost olmuşlardı:





      kartacaya mor boyanın sırrını öğrenmek için casus yollamışmışmışız:




      m.ö 275 yılı yakın çevremizin durumu:



      dünya ise çok karışık:




      flavius un gittiği yol ve bu yol üzerinde fethettiği kentler:

      [quote author=annibal link=topic=35192.msg308276#msg308276 date=1238853186]
      işte 2. bölümle karşınızdayız :)


      BÖLÜM II – ALP SEFERİ

      Epir kralığını ve güneydeki isyancıları yenip yarımadada üstünlüğünü pekiştiren roma cumhuriyeti konsulü flavius julius, kuzey sınırlarını güvence altına almak için sefere çıkmayı planlamıştı. Sefer ise arretium un kuzeyine yani galya cisalpine e yapılacaktı. Ancak burada ufak bir sorun vardı. Bu topraklar galyalı avernii* kabilesine aitti. Senato ise avernii kabilesi ile ateşkes imzalamış ve ticaret anlaşması yapmıştı.

      Aslında senato da bu toprakları istiyordu, hatta senatörlerin ağızlarının sulandığını bile görmek mümkündü. Ancak flavius gittikçe güçlenen bir rakipti onlar için. Hepsinin ortak rakibiydi. Hiçbir konuda uzlaşamayan senato için flavius, üzerinde uzlaştıkları tek konu olmuştu: flavius u engellemeliydi…

      Ne var ki flavius zaten güney seferinde senatoyu dinlememiş ve sicilyaya kadar girmişti. Roma artık kartacayla komşu olmuştu. Bu kadar kısa sürede sınırları bu kadar genişleten flaviusun ünü bütün romada yayılmıştı. Senatonun endişesi de buradan ileri geliyordu:

      - acaba yeni bir tiran mı doğuyor?

      Flavius ise kararını vermişti ne olursa olsun alp seferine çıkacak bölgeyi alacaktı. Burası aynı zamanda roma için kuzey sınırlarını korumada önemli bir bölgeydi. Çünkü alp dağlarıyla çevrilmişti ve geçitlerin sayısı azdı.

      Ayrıca averniler buraya yardım da yollayamazlardı. Toprak bağlantıları kesilmişti. Arada Aeudi ler vardı.

      Flavius syracuse den messana ya geçti. Oradan deniz yoluyla latium a ayak bastı. Burada ordusunun ihtiyaçlarını giderdikten sonra arminium dan galya cisalpine giden yolu tutmuş olan ve buradaki ticarete zarar veren eşkıya grubunu dağıttı.



      Ardından tekrar aynı yol üzerinden veneti bölgesine girdi.



      sınır ihlal edilmiş ve avernii kabilesiyle aramız bozulmuştu. Ama flavius un nihai hedefi zaten alp bölgesini almaktı.

      Flavius un beklemeye niyeti yoktu. Ticaret anlaşmasını iptal etti, savaş ilanı da aynı hızla geldi.





      Önce veneti ye ilerledi ve patavium u kuşattı:





      çok çetin bir savaş olmuştu:



      pataviumdan sonra bölgenin önemli merkezlerinden biri olan mediolanium a ilerledi flavius:







      ve mediolanium düşmüştü:






      bu sırada diplomatlarımız mısır ile ticaret anlaşması imzalamıştı. Ptolemaios selefki ile savaşa tutuşmuştu:



      kuzeye yaptığımız büyük çaplı harekatın ardından mandubratus, doğduğu toprakları, veneti yi almaya gelmişti ama gücü sınırlıydı:



      Bu yüzden genua kasabasına yerleşti. Averni ler buraya belli ölçüde yığınak yapmışlardı. Fakat buna rağmen flavius julius müthiş askeri dehasıyla genua yı da almayı başarmıştı. Genua romanın deniz ticareti için hayati bir konumda bulunuyordu.



      Galya cisalpine tamamen fethedilmişti. Fethedilen kasabalarda hemen yerel güvenlik teşkilatı kurulmuş ve kışlalar inşaa edilmişti. Belli ki flavius buraları askeri karakollar olarak görüyordu. Ve en önemli nokta da flavius un buraya vali atamamasıydı. Attığı adımlar hem dış düşmanlara hem de içerideki düşmanı senatoya karşı koz kazanmak üzerineydi. Devlet yönetmek flavius un genlerinde vardı…

      Senato ise romada neredeyse hergün toplantı yapıyordu. Bu olağan durumun çok dışındaydı. Lakin ne romada ne de devletin öteki topraklarında ekonomik sorun yoktu, kıtlık hiç yoktu, varolan eşkiyaları ise flavius ordusuyla zaten temizlemişti. O halde senato neden bu kadar çok toplantı yapıyordu? Senato halkın tepkisini çekmişti. Flavius ise gittikçe halkın desteğini ve güvenini kazanmaktaydı.



      Romadaki iç çekişmeler sürerken, güneyden çok kötü bir haber gelmişti.




      kartaca, messana boğazını kapatmıştı…haber senato salonuna bomba gibi düşmüştü… senatonun eli kolu bağlanmıştı. Daha dün flavius un kellesini almanın hesaplarını yapan senato, kartacanın savaş ilanıyla flavius a muhtaç kalmıştı.

      Peki bundan sonra acaba ne olacaktı?

      Sonraki bölüm Romanus versus Karthago


      * avernii kabilesi oyunda yoktur. bahsedilen gaul (independent) devletidir. Burada senaryo gereği avernii kabilesi denilmiştir.

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg309235#msg309235 date=1238946591]
      evet arkadaşlar 3. bölümle karşınızdayım, umarım okurken zevk alırsınız, yorum bırakmayı unutmayın :))

      BÖLÜM III – ROMANUS VERSUS KARTHAGO

      Kartaca nın romaya müdahalesi çok büyük ses getirmişti. Kimse kartacadan böylesine bir hamle beklemiyordu.



      Savaşın sebebi ise belliydi. Roma, son 10 yılda hızla büyümüş, ülke toprakları ve nüfusu 2 kattan fazla atmış, liman ticaretini önemli ölçüde geliştirmişti.

      bunlar kartacanın hoşuna gitmeyen şeylerdi. Onlara göre roma akdeniz ticaretindeki payını artırıyor ve kendileri için denizlerde ciddi bir tehlike arzediyordu. Böyle düşünmelerine yol açan şey ise romanın ticaretini 6 kat artırmış olmasıydı.



      İşte şimdi roma topraklarında huzursuzluk baş gösterebilirdi. Kıtlık bile olasıydı. Roma dahil her şehir hızla büyüyordu. Kartacanın ticaretteki üstün durumu ise romanın elini kolunu bağlamaktaydı. Başka çare yoktu; ya savaşılacaktı ya da açlıktan her yeri kıracaktı.

      Ordusuyla birlikte alp seferini yapmakta olan Konsül Flavius, Sicilyaya vali olarak atadığı yakın dostu Cassius Petronius ile iletişime geçerek, ona Lilybaeum kentini kuşatması talimatını verdi. Petronius orduyu kısa sürede hazırladı. Önce adadaki son yunan kalıntısını da temizledi. Ardından Lilybaeum kuşatıldı.

      Cassius Petronius:






      öte yandan senatoya bir bomba daha düşmüştü. Kartacalılar Avernii ile müttefik olmuşlardı. Bu çok doğaldı, roma ikisi için de ortak düşmandı.



      kuzeyde Flavis Julius, Avernii dan kalan son kalıntıları temizlemekle meşguldu. Bunun için ufak bir meydan savaşı yapılması gerekiyordu.





      zafer yine flavius un olmuştu:




      FLAVİUS KENDİNİ GÖSTERİYOR

      Flavius Magnus Julius:



      kuzeydeki işleri halleden flavius zaman kaybetmeden kartacalılarla savaşmak için yola koyuldu. Yine stratejik dehasını konuşturmuş ve kartacaya doğrudan kara ordusuyla müdahale etmektense, kartacanın akdenizdeki adalarına saldırmayı planladı. İlk seferi de korsika adasına oldu:



      şehir savunmasızdı zafer kolay gelmişti




      zaferin bu kadar kolay gelmesi flavius u şaşırtmadı. Çünkü bu adalarda ciddi bir kara ordusu yoktu. Adaların asıl önemi, akdenizde kartaca için üs görevi görmesiydi. Kartacalılar bu adalara tersane kurmuşlardı ve buradaki donanmaları sayesinde akdenizdeki ticaretlerini güvenli bir şekilde yapabiliyor, korsanlardan da korunmuş oluyorlardı.

      Ancak gafil avlanmışlardı. Senatonun roma tersanesinde inşaatına başlamış olduğu donanma bitmiş ve flavius u liguria dan almaya gitmişti. Giderken de önüne çıkan kartaca donanmalarını bir bir batırmıştı. Bu donanma çok güçlüydü ve senato istemeyerek de olsa bu donanmayı flavius un emrine vermişti.






      flavius seferden sefere koşuyordu:





      Öten yandan general cassius petronius lilybaeum kuşatmasına devam etmekteydi. Ancak kartaca yardım yolladı.

      General theagones in komutasındaki ordu petronius a saldırmıştı:




      ordularında son derece tecrübeli Sacred Band askerleri vardı.




      savaşın kaderini de onlar belirleyecekti:




      savaşın başlarında üstün olan roma ordusu, sacred band lerin inanılmaz dayanıklılığı neticesinde yorulmuş ve çözülmeye başlamıştı.

      Kartacanın takviye birlikleri de tam bu sırada ulaşmış, mızrak atan hızlı süvarileriyle de piyadelerimizi avlayan kartaca ordusuna karşı roma ordusu ciddi bir yenilgi almıştı.
      Petronius canını zor kurtardı:




      yenilgiden sonra petronius messana ya çekildi. Bu arada Kartaca Sicilyaya yardım göndermeye devam ediyordu:





      sicilyaya fil getiren gemiyi, donanmamız farketmiş ve bu sefer aynı hataya düşmeyerek müdahale etmiş ve bu gemiyi batırarak kartacanın olası bir kuşatması da önlenmiş oluyordu.

      Petronius un yenilgi haberinden sonra Julius Flavius hızını artırdı ve sicilyaya ayak basarak Lilybaeum u kuşattı:



      Kartaca’nın desteğinden mahrum kalan theagones in yenilgisi kaçınılmazdı:



      Lilybaeum kenti alındıktan sonra konsul flavius, cassius a 2. ordunun komutasını verdi. Flavius un yeni hedefi afrikaydı. Kartaca ya karşı savunma savaşı yaparak bir yere gelinemeyeceğini anlamıştı. Çünkü denizlerdeki hakimiyet kartacanın elindeydi. Roma ne kadar büyük donanmalar inşaa etse de kartacalılar a karşı koyamıyordu.

      Flavius zafere doymuyordu:



      m.ö 270 yılı dünya genel görünümü :




      Flavius sefer hazırlıkları kapsamında büyük bir donanma siparişi verdi. Kartacalılar denizlerde çok yetenekliydiler, peki ya karada da böyle miydi? Flavius düşünmeye başladı…



      Sonraki bölüm Roma’da Entrikalar

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg310111#msg310111 date=1239046370]
      övgüler için hepinize teşekkürler. senaryomuz tüm hızıyla devam ediyor. işte yeni bölüm:


      BÖLÜM IV -- ROMA’DA ENTRİKALAR

      Romalıların siyasette ve diplomaside çok başarılı olmalarının belki de en önemli sebebi Roma’nın kendi içindeki çıkar çatışmalarıdır. Burada bütün çıkar grupları keskin çizgilerle ayrılmıştır. Ve herkes diğerleriyle daima mücadele halindedir. Roma’da hayatta kalabilmenin yolu budur.

      Flavius Julius, Magnus ünvanını aldıktan kısa süre sonra Lilybaeum kentini yağmalayıp halkı kılıçtan geçirmişti. Sonrasında Senato onu bir kez daha Konsul seçti. Ancak Senatonun asıl hedefi Flavius u ortadan kaldırmaktı. Flavius un işini Roma’ya gelmeden bitirmek gerekiyordu. Eğer ordusuyla Roma’ya ayak basarsa tiran olabilirdi.



      Senato bir plan yaptı. Flavius u Kartacada iken ortadan kaldıracak bir plan…. Planı öğrenen Flavius un Roma’daki dostları endişeliydi. Bir suikast girişiminden korkuyorlardı.

      Flavius ise senatonun hamlelerine karşılık, güvendiği isimleri general yaparak adeta senatoya meydan okuyordu. Senatonun önerdiği hiçbir ismi kabul etmemişti.

      2 general çok göze çarpıyordu:

      Marcellus Nobilior:




      Manius Hadrianus:



      özellikle Hadrianus, Flavius un mirasını emanet edeceği isimdi. Bu genç ve yüksek karakterli komutan, Flavius ile birlikte Kartaca seferine katılacaktı.

      Nobilior ise Flavius tarafından Sicilya Genel Valiliğine atandı. Bu çok önemli bir görevdi. Galya Cisalpine Valiliği ise hala boştaydı. Ancak senatonun bu konuda planları vardı.



      Flavius, Hadiranus u resmen varis olarak açıklamadıysa da Roma’da Flaviustan sonra konsullüğe en yakın isim olarak görünen Lucius Brutus buna çok kızmıştı:





      Brutus, rakipleri Vibius Cassius ve Aulus Pompeius ile işbirliği yaptı. Senatoyu asıl yönetenler de bunlardı.


      Aulus Pompeius:



      Romada Senato ondan sorulur. Her türlü fısıltı anında kulağına gelir. Her çevrede adamı vardır, tabii parası da…


      Vibius Cassius:



      cassius tüm roma’da karaktersiz bir kişilik olarak bilinir. Şu anki unvanı da babasından kalmadır. Daha önce bir defa konsul seçilmişti. Tabi başkalarının oyunlarıyla…

      Cassius belki aptaldı ama çok zengindi. Romadaki en iyi ev ona aitti:



      Daha önce roma nın surlarının onarılması konusunda Flavius ile görüş ayrılığına düşmüştü. Tabi pek çok insan bunun Vibius un kendi fikri değil, karısı Alypia nın kocası üzerindeki etkisi olarak gördüler. Roma ya bir taş bile dikmek büyük prestij demekti.

      Alypia, vibius ile çok genç yaşta evlenmiş olan ve romada gücü elde etmek isteyen bir kadındı, tıpkı diğerleri gibi…

      Alypia yı diğer kadınlardan ayıran şey ise kocasının büyük servetiydi. Bu servetle herşeyi yapabilirdi, ordu kurmak dışında... Çünkü kocası bir orduya komuta edemeyecek kadar beceriksizdi. Alypia bunu biliyordu. O da parayla siyaset yaptı. Senato dan karar çıkarmak için rüşvet verdiği bile oldu. Hatta başka zengin senatörlerle birlikte olduğu bile oluyordu.

      Alypia yı ilginç kılan bir başka özellik ise, Flavius tarafından evlat edinilmiş olmasıydı. Alypia kendisini evlat edinen adama karşı kirli oyunlar oynuyordu.

      Bu hırslı kadın için en önemli olan şey Flavius un ortadan kalkması ve kocasının Konsul olmasıydı. Böylece romadaki en güçlü kadın o olacaktı. Poppaea yı çok kıskanıyordu. Poppaea ise Brutus un eşiydi. Yani gelecekteki muhtemel konsulun…

      Bir yandan Flaviusun arkasından türlü dolaplar çeviriken bir yandan Brutus u saf dışı bırakmanın hesaplarını yapıyordu. Bu kadın tam bir yılandı.





      Roma savaşlara rağmen sakindi. Sokaklarda hareketlilik yoktu. Alypia nın istediği ise tam tersiydi: karışıklık. eğer Flavius kartacaya mağlup olur da roma tehlikeye düşerse işte o zaman Flavius halk desteğini kaybederdi. Brutus içinse başka planları vardı. Senatorleri rüşvetle satın alıp Brutus u devlet hazinesinden para almakla suçlayacaktı. Alypia, Quaestor Marcus u yakından tanıyordu. Denetimi güya o yapacaktı.

      Bütün bunların sonucunda romada en güçlü adam olarak kocasının kalacağına inanıyordu. Pompeius u ise dert etmiyordu. Kocası daha zengindi. Ancak pompeius un da bir eşi vardı: Aggripina. Ve o da hırslıydı.

      Aggripina Brutus un öz kızıydı ve aileler arası ittifak gereği pompeius ile evlenmişti. Alypia nın ne kadar tehlikeli bir kadın olduğunu biliyordu. Görünüşte Aggripina da diktatörlüğe karşıydı, ama alypia gibiler cumhuriyeti baltalıyorlardı.

      Bu genç hanımların arasındaki mücadele devam ederken Flavius ise Afrika topraklarında ülkesinin geleceğini belirliyordu.



      Flavius belki Senatonun mermer basamaklarında siyaset yapamıyordu ama elinde ordusu vardı ve ayrıca yetenekli generalleri… Kartaca ile mücadele edebiliyordu, peki ama Senato’ya daha ne kadar dayanabilirdi?



      Sonraki bölüm Kartaca Seferi




      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg312998#msg312998 date=1239368994]
      BÖLÜM VI – KARTACA ÇÖZÜLÜYOR

      Kartaca topraklarında önemli fetihler yapan Romalı komutanlar gözlerini daha batıya, Moritanya ya çevirmişlerdi. Roma orduları Flavius Optimus Magnus Julius un liderliğinde Kartacanın Moritanya topraklarına girdiler.

      Planı çok önceden hazırlamışlardı:




      İmparatorluğun diğer köşelerinden de haberler gelmekteydi. Trak kabilelerinden biri kuzey sınırında huzursuzluk çıkarmaktaydı:



      Vali Galerius duruma hemen el koydu:




      Galerius asayişi sağlasa da belli ki Traklar hepten Roma ya karşıydılar. Bu barbarlara karşı çareler aranıyordu. Yakında bir çözüm bulunacaktı.

      Kartaca taraflarındaysa ordular ilerlemeye devam ediyordu. Hadrumetumda ise Flavius un sadık dostu Petronius, generallerinden birini Sardinya adasını almak üzere görevlendirdi. Emrine küçük çapta bir ordu verilmişti. Zaten daha fazlasına ihtiyaç yoktu çünkü kartacalılar flavius fırtınası karşısında Sardinyayı tamamen unutmuştu. Buradaki asker sayısı azdı.



      savaşı kazanmak çok zor olmamıştı. Ancak asayişi sağlamak zordu. Bu doğulu devletin kültürü ile Roma kültürü birbirinden çok uzaktı. Sardinya’da sert önlemler alındı.


      Flavius ve Hadrianus ise planın ayrıntılarını da netleştirdikten sonra harekata başladılar. İlk olarak Flavius sahte bir ilerleme yaparak Saldae ye yürüme numarası yapacaktı. Deniz desteğini kısmen kaybeden Kartacaya karşı asıl darbe ise Hadrianus tan gelecekti. Hadrianus donanmasıyla Moritanya ya ayak basacak oradan Siga ya yürüyecekti. Hadrianus un bu hamlesiyle bölünecek olan kartaca kuvvetlerini yok etmek ise çok kolay olacaktı.

      Plan işledi:




      Hadrianus da deniz yolculuğunu tamamlamış ve siga ya varmıştı, kuşattı. Plan işlemiş ve Kartacalılar Saldae den takviye kuvvetler yollamıştı. Oldukça kuvvetliydiler:






      savaş alanında Kartaca Kralı Hasdrubal da vardı. Hadrianus bu kadarını beklememişti.



      Kralla birlikte Veliaht ve bir general daha vardı. Hadrianus heyecanlanmıştı. Ama başa çıkabilirdi. Belki de heyecanı onun daha iyi kararlar almasına vesile olmuştu:




      ama zaferi getiren asıl etmen ise ordunun son derece tecrübeli olmasıydı. Bu ordu güneyde, Sicilyada, Alplerde, çöllerde her yerde savaşmıştı. Hadrianus en çok da buna güvenmişti.

      Savunmasız kalan şehri almak kolay olmuştu:




      Hasdrubal ise vefat etmişti, oğluyla birlikte:




      sadece korkak general Bomilkar savaş alanından kaçarak kurtulmuştu.

      Yemi yutan Kartacalılara karşı Flavius da harekete geçmiş ve savunması düşen Saldae kasabasını almıştı:






      Romadan haberler gelmişti. Senato Pontus Krallığıyla müttefiklik anlaşması imzalamış ve bunun sonucu olarak da Traklar Roma ya yaptıkları akınları durdurmuşlardı. Senato Pontusun etkisinden yararlanarak kendi çıkarına olan bir anlaşma yapmıştı. Tek bir asker dahi kullanmadan sorun çözülmüştü. senato bu yüzden güçlüydü.




      Öte yandan Selefkilerle uzun süredir devam eden diplomatik müzakereler son bulmuş ve anlaşma metni imzalanmaya hazır hale gelmişti.



      Roma ufak bir hediye karşılığı Selefkilerle dostluk kuracaktı. Bu anlaşma Romanın doğudaki devletlerle ilişkilerini önemli ölçüde etkileyecekti. Selefkilerin politik gücü kullanılarak Yunanlıları saf dışı bırakmak Senatonun asli hedefiydi.




      Doğuda Senatonun elini çok rahatlatan bir başka gelişme daha yaşanmıştı. İstilacı İskit kavmi Traklarla komşu olmuş ve doğal olarak anlaşmazlık baş göstermişti. Bunun yanında İskitler Aeudi lerle olan dostluk anlaşmasını da rafa kaldırmışlardı. Bunlar Roma için mükemmel haberlerdi.


      Flavius ve Hadrianus biraz ara vermişlerdi, çünkü geride işleri yoluna koymak gerekiyordu. Arkayı sağlama almadan yapılacak bir sefer hezimetle sonuçlanabilirdi.

      1,5 yıllık bir aradan sonra bu defa seferin hedefi Moritanyanın kalbi Tingi kasabasıydı. Burası çok stratejik bir yerleşimdi. Ayrıca İber yarımadasına zıplama tahtası olarak da kullanılabilirdi. Aslında burayı almak Kartacanın geri kalanının güvenliğini sağlamak açısından çok önemliydi. Kartaca ise bütün umudunu buraya bağlamıştı.

      Yapılan plana göre orduya genç generallerden Tiberius komuta edecekti. Yalnız bu bu zat ordu içinde pek sevilmezdi. Askerler Flavius u istiyorlardı. Flavius askerlere hitap etti:

      - Sizler zaten benim askerlerimsiniz…

      Flavius un iki kelime etmesi yeterliydi. Ordu ona adeta tapıyordu. bu sözle ikna olan askerler Tiberius komutasında Tingiye ilerledi ve kuşatmayı başlattı. Kartacalılar ise karşıdan destek yollamışlardı. Tiberius zorlansa da savaşı kazanmayı bildi:




      Tingi alınmıştı. Ama küçük bir sorun vardı. Tiberius un yumuşak politikaları isyana yol açmıştı. Şurası açıktı ki Tiberius bir lider değildi.




      bunun üzerine bir haberci yollanarak Flavius çağrıldı. Flavius haberi alınca yüzünü ekşitti. Tiberius herşeyi eline yüzüne mi bulaştıracaktı?

      Flavius yola çıktı. 70 yaşındaki bu ihtiyar hala dinçti ve hala kuvvetliydi. Evocati leriyle sürekli bilek güreşine tutuşur ve hiç kaybetmezdi, ayrıca kadınlar da ona hastaydılar:




      Flavius tingiye varmıştı:




      isyan anında kesildi:




      Flavius un otoritesi tartışılmazdı



      Sonraki Bölüm  İspanya Seferi

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg315163#msg315163 date=1239559783]
      BÖLÜM VIII – İSYANLAR

      Roma nın tarihinde yaşandığı en önemli sıkıntılardan biri de isyanlar olmuştur. İspanya fetihlerinden sonra artık Roma bir imparatorluk olmuştu. Ve her imparatorluk gibi isyanlar Roma için de dertti. Özellikle fethedilen yerlerde yeni yönetimden memnun olmayan yerli halkların çıkardığı bu isyanlar, imparatorlukta sosyal çalkantılara yol açmaktaydı. Roma, isyanları önlemek için fazladan asker alıyor, milis kuvvetlerin sayısını artırıyor ve hatta yerli halktan bile asker aldığı oluyordu. Tabi tüm bunlar para demekti ve devletin hazinesinden çıkıyordu. Bu harcamalar nedeniyle imparatorluğun merkezi olan İtalya Yarımadasında önemli yatırımlar bazen yarım kalıyor bazen de hiç yapılamıyordu.

      İsyancıların sebepleri ise belliydi:



      Roma aldığı yerlerde halkın bir kısmını kılıçtan geçiriyor, kuvvetli olanları köle olarak kullanıyordu. Roma zalimdi. İsyanların bir başka önemli sebebi ise kültür farkıydı. Roma kendini medeni olarak görüyordu. Fethettiği yerleri ise barbar ya da doğulu olarak nitelendirmekteydi.

      İşgal edilmiş bölgelerdeki halklar açıkça Romayı istemediklerini belirtiyor ve ayaklanma çıkartıyorlardı. Bazı ayaklanmalar büyümeden önlenirken bazıları çok kanlı bastırılıyordu.


      İspanya fetihleri sırasında Roma ordusu çok hızlı ilerlemiş ve bu yüzden geride güvenliği tesis edememişti. Bu kadar hızlı ilerlemek olumlu değildi ve nitekim arkada bırakılan yerlerde isyanlar çıkmıştı. Roma'nın tarihinde ilk karşılaştığı isyan Gadir kentinde çıkan isyandı. Ayaklanma çok kısa sürede büyüyerek büyük bir isyana dönüşmüş ve isyancılar kentte hakimiyeti ele geçirmişlerdi. Roma ordusu buna bir süre sonra yanıt verecekti:



      isyan bastırılmıştı:




      aynı şey Romanın yeni fethettiği Carthago Nova kentinde de olmuştu:




      Roma burada daha çabuk davranmıştı:




      şehir çok geçmeden alındı:




      isyanlar sadece barbar topraklarda değil, imparatorluğun diğer yerlerinde de olmaktaydı. Kartaca da bu yerlerden biriydi:




      asiler fırsatını bulduklarında şehirde isyan çıkardılar ve yönetimi ele geçirdiler:




      Roma, ordu toplayıp saldırmakta gecikmedi:




      bütün isyancılar öldürüldü. Kartacanın bir daha isyan edebileceği düşünülmüyordu:




      Afrika Eyaletinin diğer kısımlarında da isyanlara rastlanmaktaydı. Özellikle Cirta, isyancı grupların yoğun olduğu bir bölgeydi. Burası Roma nın pek fazla dikkatini çekmediği bir yerdi. İsyancılar burada da ayaklanmışlardı:



      bir süre sonra kasabayı ele geçirdiler:




      isyanlar Afrika Eyaletindeki Hippo Regius ve Sabratha gibi kentleri de etkilemişti. Ancak hem Cirta da hem de diğer yerlerde isyancıların sonu hep aynıydı: Ölüm!

      İsyanlar sadece Roma dan uzak yerlerde çıkmıyordu. Galya Cisalpine Eyaletindeki Patavium kenti de isyanlardaydı:




      Pataviumdaki isyan hareketi belki de en korkuncuydu. Roma milislerinin yarısı isyancılar tarafından katledilmiş buna karşılık isyancılara dersini vermek isteyen Senato, Patavium a olağanüstü büyük bir ordu yollayarak isyancıları kökünden temizlemiş şehri de yerle bir etmişti. Uzunca bir süre şehir, hayalet şehir olarak anıldı. Çünkü nüfusu ufak bir kasaba nüfusuna düşmüştü. Romanın önlemleri sertti.



      Bu önlemler her ne kadar bir süre isyanları engellese de kalıcı çözümler bulmak gerekiyordu. Roma, ister doğulu olsun ister barbar, tüm bölgelerde kolonizasyon hareketlerine başlamaya karar verdi. Fikre göre eğer insanlar medenileşirlerse isyan etmezlerdi. Bunun için ilgili kentlere İtalya yarımadasından insan yollanacaktı. Bu elit kesimin ilk koloni olması daha sonra yerlilerin de elit kesime katılarak halkın tamamen batılılaşması öngörülüyordu. . İlk olarak da Kartaca kentinden başlandı.

      Sistemin işlemesi için yerli halka yönelik belli cazibelerin yaratılması gerekmekteydi. Bunun için yerlilerden oluşan bir kesime özel ayrıcalık ve şehir yönetimlerinde söz hakkı verilmişti. Bunlar da asli Romalılar gibi evlerinde ve tarlalarında köle çalıştırmaya başlamıştı. Bir süre sonra Romalılardan farkları kalmayacaktı. Roma onların sisteme sorun olmalarındansa, sistemin bir parçası olmalarını istemişti. Bu şekilde isyancıların liderleri de isyan istemeyecekti. Çünkü çıkacak isyanlar düzenin, dolayısıyla da ayrıcalıklı şahsiyetlerinin sonu olacaktı…


      Sonraki Bölüm  Galya Seferi

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg316195#msg316195 date=1239711386]
      BÖLÜM X – İLİRYA SEFERİ

      Galya yı fethettikten sonra batıda alacak başka bir yer kalmamış, senato yüzünü doğuya çevirmişti. Ancak Galya sınırında barbar cermenler süreklü rahatsızlık yaratıyordu. Neden sonra Vesontoyu kuşattılar.



      O sırada Vesontoda bulunan Raetia Eyaleti Valisi Caius kuşatmayı yararak şehir dışına çıkmayı başarmıştı. Daha sonra Cermen ordusuna saldırıldı



      savaş cermenlerin evinde yani ormanda oluyordu. Bu barbarların zaten medeniyetten haberi yoktu.




      savaş dişe diş devam ediyordu:



      savaş tüm hızıyla sürerken Cermen Generali ürkmüş ve arkasına bile bakmadan kaçmaya başlamıştı.



      generallerinin kaçtığını gören cermen ordusu da dağılmış ve kolay av olmuştu




      bu zaferden sonra cermenler bir daha kolay kolay saldıramayacaklardı. Ama huzursuzluk yaratmaya devam ettiler. Galya henüz yeni fethedilmişti, düzen tam olarak oturtulamamıştı. Cermenler rahatça galya ya girip çıkıyorlardı. Caius bir pusu hazırladı:




      ancak sıcak çatışma gerçekleşmemişti. Cermenler kendi topraklarına çekilmeye başladılar. Caius onları takip etmedi.

      Cermenlerin geri çekilmelerinin önemli bir sebebi vardı:




      Makedonya ve Cermenya sınır olmuşlardı ve Makedonlar büyük askeri güçleriyle cermen topraklarına girmişti. Cermenler iki ateş arasıında kalmak istemezlerdi. Ateşkes teklifi anında geldi:




      Ateşkes Senato tarafından kabul edildi. Çünkü senatonun sıradaki hedefi İlirya bölgesiydi. Burası yunanlıların koloni oluşturduğu bir bölgeydi ve yunan kolonileri sürekli olarak deniz ticaretinde sorunlar çıkarmaktaydı. Romanın doğu tarafı da güvence altına alınmalıydı. Senato yasa çıkartarak İtalya da asker toplamaya başladı. Tecrübeli askerleri de iyi maaşlarla tekrar orduya davet ediyorlardı.



      İtalyada büyük bir askeri hareketlilik vardı.

      En sonunda senatonun istediği ordular hazırlanmış ve donanma da doğu kıyılarına getirilmişti.




      Senato şimdi ordulara kimin komuta edeceğini düşünmekteydi. Roma’nın en yetenekli generalleri Caius ve Sextus kuzeyde yeni fethedilen yerleri düzene koymakla meşguldü, onlar çağrılamazdı. Başka birisini bulmak gerekiyordu.

      İşte tam bu sıralarda Cornelius Pompeius adında genç bir general senatoya giderek İlirya seferine katılmak istediğini belirttii:

      -İlirya seferini ben yapabilirim!

      Oysa bazı senatörler Pompeius’tan şüphe ediyorlardı. Bu çocuk böylesine ağır bir sorumluluğun altından kalkabilir miydi?

      Senato konuyu bir toplantıda görüştü ve Pompeius un Cermen Kralını Roma topraklarında mağlup ettiği savaş gündeme getirilmiş ve bu sayede görev, senatonun büyük çoğunluğunun oyunu alan Pompeius a verilmişti. Ancak öteki senatörler bundan hoşnut olmamışlardı. Onlara göre Pompeius çocuk denecek yaştaydı ve işleri eline yüzüne bulaştırabilirdi. Bu nedenle Cornelius Pompeius, Cornelius Maelius un komutasına verildi. Orduların komutanı Maelius olacaktı, Pompeius 2. adam olabilmişti.

      Ancak itiraz etmedi:


      CORNELIUS POMPEIUS


      Maelius sefer planını hazırladı:


      CORNELIUS MAELIUS

      Buna göre ilk önce Aemona kasabasına gidilerek burası alınacaktı. Ardından ordular ikiye bölünecek ve Maelius un birlikleri Thermon kentine, Pompeius un birlikleri ise Salona kentine ineceklerdi. En son olarak da Ambracium alınarak sefer bitirilecekti.

      Plan işledi.



      Kuzeyde Aemona kenti büyük bir gürültüyle alındı. Roma buraya gelirken mancınık da getirmişti.






      ordular deniz yoluyla güneye indi. Pompeius Salona yı, Maelius Thermonu kuşattı:






      Pompeius Salonayı başarılı bir muharebeden sonra almıştı:




      Salonayı alan bu atılgan genç, Maelius tan gelecek emri beklemeden Ambriacium u kuşattı.

      Güneyde Maelius ise Thermonu almıştı. Ambracium un kuşatıldığı haberini alınca Pompeius a kızmadı ve fetih işini de ona bıraktı:

      - Madem çok istiyor, bırakalım da o alsın!


      Pompeius’un kanı kaynıyordu…



      Sonraki Bölüm  Makedonya ile Mücadele

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg319026#msg319026 date=1240056296]
      BÖLÜM XII – TESALYA SAVAŞLARI ve MAKEDONYA İÇLERİNE İLERLEYİŞ

      Caius Agustus, Aemona ya varmıştı. Bu sefer Alplerin ardını fetih için değil diğer tarafta Makedonlarla savaşmak için İlirya ya inmişti. Aemona daki Makedon işgalini kaldırmış ve güçlü Makedon ordularını bertaraf ederek köprüleri tutmuştu. Yakında ilerleyecekti…






      Yunanistan taraflarında ise Genç Cornelius, Larissa yı fethettikten sonra kuzeye yürümüş ve Makedonya’nın kalbi Başkent Pella ya varmıştı.




      Pella nın kuşatılması makedonlarda şok etkisi yaratmıştı.



      Makedonların bütün ordularını yenen Cornelius’un öfkesi geçmemişti. Pompeius, Maelius un intikamını bütün Makedonyayı alarak ödetmek istiyordu. Yaşlı Cornelius’u hiçbir zaman rakibi olarak görmemişti. Onu daima hocası olarak takdir ederdi.


      Kuzeyde Caius un casusları Aemona köprülerinin doğusunda bir Makedon ordusu olduğunu iletmişlerdi. Caius hemen ilerledi. Düşman ordusunu bir dağ eteğinde sıkıştırdılar:




      Makedon ordusu savaş alanında tepeyi tutmuştu bu yüzden savaş uzadı, zafer gecikti ama sonunda Makedon ordusundan geriye bir şey kalmamıştı.






      zaferin ardından ilerlemeye karar veren Caius, Sindigunum kentini kuşattı:




      Pella yı aldıktan sonra doğu taraflarına yönelen Pompeius ise Amphipolise varmıştı. Burayı adlıktan sonra hızla ilerlemeye devam eden Pompeius, Makedon kralının da bulunduğu Seutopolis kentine gelmişti. Makedon Kralını öldürerek Caius un intikamını almak istiyordu.





      makedon Kralı bu ssavaşta can verdi:






      artık Romanın bir ayağı Karadeniz kıyılarındaydı.

      Pompeius büyük bir komutan olmuştu. Bu, yendiği ikinci kraldı.

      Caius ise tecrübesiyle Pompei den daha hızlı ilerlemiş ve arka arkaya Sindigunum ve Naissus şehirlerini almıştı. Makedonya gittikçe eriyordu. Deniz bağlantılarını kaybetmiş ve karaya sıkışmışlardı. Denizde de Romayı tehdit edebilecek bir donanmaları yoktu.

      Pompeius iyice kuzeye ilerlemiş ve Dakya’ya kadar varmıştı. İki şehri arka arkaya aldı:








      bu sıralarda Roma’dan haberler geliyordu. Bazı yerlerde medenileşmeye karşı çıkanlar isyan çıkartıyordu:




      Galyada yol inşaatları bitmişti. Artık ordular daha hızlı hareket edebielecekti.




      Makedonya yı büyük ölçüde fetheden Romalı generaller daha fazla kuzeye gitmek istememişler ve güneye inerek işleri yoluna koymaya başlamışlardı. En kuzeyde cermenlerle sınırdaş olan Makedonlar içinse savaş artık bitmiş görünüyordu. Devam edemezlerdi.

      Yalnız bu savaşlar sonucunda sadece bir yer alınamamıştı: Yüksek dağlarla çevrili olan Sardica kenti. Caius, Senato’ya bir mektup yazarak burayı almanın ne kadar zor olduğundan bahsetti. Yapılacak bir harekat başarılı olsa da çok kayıp verilirdi. Caius, Senato’ya bir öneride bulunmuştu: Makedonlarla anlaşarak onlara özerklik vermek. Burada kurulacak küçük ve kukla bir Makedon krallığı, Roma ya tabi olabilirdi.




      Caius un önerisi buydu. Ona göre Roma topraklarıyla çevrilmiş ufak bir krallık, Roma ya baş kaldırmaya cüret edemezdi. Zaten bu dağlık arazide otorite kurmak zordu. Ancak Senato bu öneriye olumsuz yanıt vermişti. Caius’tan burayı da almalarını istediler. Roma merkeziyetçiliğe önem verirdi.

      Caius mecburdu:




      savaş çok çetin geçecekti. Önce mancınıklarla duvarlar yıkıldı:






      manıcınıkların ateşli atışları şehirde yangına sebep olmuştu:




      yangın şehrin bir kısmını küle çevirdi:



      Sardica da bulunan Makedon Prensi ise sarayın merdivenlerinden kuşatmayı endişeyle takip ediyordu:




      Caius un önceden söylediği gibi savaş çok kanlı olmuştu. Ancak nihayetinde şehir alınmıştı:



      Artık Romanın doğu sınırı daha doğudaydı:




      öte yandan Yunan kolonileri, bu kez doğuda başımızı ağrıtıyordu. Roma, donanmasını Asya kıyılarına dayadı. Yunan kolonilerinin limanlarını abluka altında aldı. Artık onlara ticaret yasaktı. Roma bir mesaj veriyordu…





      Sonraki Bölüm  Cermenlerle Sınır Anlaşmazlığı

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg319787#msg319787 date=1240159332]
      hepinize teşekkürler, işte yeni bölümümüz


      BÖLÜM XIII – CERMENLERLE SINIR ANLAŞMAZLIĞI

      Bir büyük ulustu Cermenler. Ormanların sahibi, doğanın sahibi, Cermenya nın sahibi… akıncı savaşçılarıyla geniş topraklar fethettiler. Doğudan batıya binlerce mil araziye yayıldılar. Çok büyük destanlar yazan büyük bir ulustu onlar. Ama sadece kendi açılarından

      Roma için sadece bir barbar sürüsüydü cermenler. Cermenya ise medeniyetin uğramadığı, orman insanlarıyla dolu, karanlık bir yerdi…

      Roma, Galya yı fethedince Cermenler ile sınır olmuş ve çatışma kaçınılmaz hale gelmişti. Disiplinsiz ama korkusuz savaçılarıyla Roma topraklarına akınlar düzenleyen Cermenlere karşı Roma, önlem almakta gecikmemişti.



      Roma topraklarına girmekten çekinmiyorlardı:



      Daha önce Makedonya-Roma savaşları sırasında ateşkes imza edilmiş ancak sonrasında Cermenler bu anlaşmaya sadık kalmamışlardı. Zaten barbarlara hiçbir konuda güven olmazdı.

      Kuzeyde işler iyice arap saçına dönmüştü. Cermen orduları dev kollar halinde Roma topraklarına akın akın geliyorlardı. Sorunu kökten çözmek isteyen roma senatosu kendisine bağlı Sextus u bu sorunu çözmekle görevlendirdi. Sextus a 15 bin dinari nin yanı sıra birkaç bölük senato askeri yollandı. Sextus tecrübeli ordusuyla yerli galyalı süvarileri de ordusuna katarak Cermen topraklarına girdi…





      Sextus durmadı. Ren Nehrinin öte yakasına geçti:




      güneyde ise bir başka senato ordusu Raetia nın kuzeydoğusunda ki cermenleri yok etmekle görevlendirilmişti:




      burada işler umulduğu gibi güzel gidiyordu:





      peki ya kuzeyde?

      Ren kıyısında oluşturulan özel eğitimli casus timi, Roma nın istihbarat ağını oluşturacaktı. Burada istihbarat zorunluydu. Çünkü sık ormanlar vardı, ani baskınlar yemek mümkündü:




      kuzeyde Sextus iyice ilerlemiş ve bazı kasabaları ele geçirmişti. Daha çok ilerlemeye karar verdi. Cermen ülkesinin sonunu görmeyi diliyordu. Pek çok savaşlar yaptı ve bütün savaşlarında Cermen ordularını bozguna uğrattı. Ta ki Teutoburg ormanındaki savaşa kadar…



      ormana gizlenmiş olan büyük bir Cermen ordusu, gece Roma ordusuna baskın yaptı:





      hazırlıksız yakalanan Roma ordusu şaşkına dönmüştü:





      Sextus savaş alanında can verdi:



      kurtulan olmamıştı. Romanın bu en yetenekli ordusu bir gece baskınında tamamen yok olmuş ve büyük komutan Sextus da can vermişti. Barbarlar Sextus un kafasını kestiler ve Teutoburg kentinin kapısına astılar.

      Yenilgi ağırdı. Ama bu yenilgiye kadar Sextus un orduları Cermenlere adeta kan kusturmuştu. Cermenlerin bu kadar agresif olmalarının bir nedeni de belki buydu. Senatonun kuzeydoğuya yolladığı ordu da önemli zaferler elde ederek Roma ya yeni topraklar kazandırdı.

      Sonunda Cermenlerin savaşacak gücü kalmadı. Senato nüfuzunu kullanarak, uzun yıllardır tek bir merkezden yönetilen cermenleri bölmüş ve aralarında mücadele başlatmıştı. Artık cermenlerin tek sancağı yoktu, her kabile kendisi için mücadele ediyordu. Artık onlar sınırlarımızda tehlike oluşturmayacakalrdı…



      Roma orduları ise Teuteburg Savaşından sonra geri çekilerek ren nehrinin batısına geçtiler. Artık bundan böyle Ren Nehri Cermenlerle roma arasındaki doğal sınır olacaktı.

      Roma artık yeni fetihlere çıkabilirdi…


      Sonraki Bölüm  Asya Seferi

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg320282#msg320282 date=1240230073]
      BÖLÜM XIV –ASYA SEFERİ

      Cornelius İstanbul önlerindeydi. Burası Roma kenti kadar büyüktü. Cornelius bu şehri görür görmez büyülenmiş ve ve kendi kendine söylenmişti:

      - İkinci Roma…

      ancak şehirdekilere acımadı, burası çok kanlı bir savaştan sonra Roma nın oldu. İstanbul Doğu nun anahtarıydı. Ve artık o anahtarlar cornelius un elindeydi.



      )

      İstanbul kentini aldıktan sonra sınırlarını Asia Minor a dayayan Roma nın artık başka rakipleri vardı. Yeni rakipler; Pontus Krallığı, Selevkos imparatorluğu, İskitler ve tabi ki Yunan Şehir Devletleriydi.




      Cornelius, Asia Minor un batı kıyılarının mutlaka alınması gerektiğini düşünüyordu. Burası doğal kaynaklar açısından çok zengindi. Ayrıca ticaret burada çok gelişmişti. Roma nın ihtiyaç duyduğu mermer buradan karşılanabilirdi. Yunan kolonileri de her daim deniz ticaretinde sorunlar çıkarmaktaydı. Batı akdenizde Roma tek güç haline geldikten sonra şimdi de gözlerini doğuya dikmişti.

      Cornelius güvenli bir harekat için önce Trakyanın kuzeyindeki Tomi şehrinin alınması gerektiği sonucuna vardı. Burası Yunan kolonisiydi ve sefere çıkılmışken geride problem yaratabilirdi. Cornelius vardı oraya:



      çok geçmeden kuşatma başlamıştı bile:



      Cornelius, artık iyice yorulmuş ve sayıca eksilmiş ordusuyla Tomi kentini almıştı:




      evet Cornelius un elinde pek birşey kalmamıştı. Yunanistan Seferinde ölen Maelius un askerlerini de kendi ordusuna katmış olsa bile kayıplar orduyu yarı yarıya azaltmıştı. Cornelius elinde bol miktarda bulunan altınla yeni askerler toplamaya başladı. Hem Romalı asilleri hem de yerli askerleri bünyesine katıyordu. Özellikle süvari konusunda yerlilerden çok faydalanıyordu.



      Cornelius bu seferi başarıyla tamamladıktan sonra İstanbul a geçti. Burada bir süre dinlendi ve kendisine yakın 3 kişi seçerek bunları generalliğe terfi ettirdi.

      Daha sonra deniz yoluyla Asya’ya ayak basıldı ve Cyzicus kuşatıldı:





      Cyzicus alındıktan hemen sonra güneye inildi ve Pergamum kenti de Cornelius un ayakları altında ezildi:






      Cornelius güneye inmeye devam etti




      filomuz da bur sırada bize denizlerde destek vermekteydi. Ege Denizinde güç Roma nındı artık.

      Efes in alınmasıyla Artemis Tapınağına girmeyi başarmıştık:



      bu muhteşem tapınak, Efes kentinin sahip olduğu zenginlikleri gösteriyordu.

      Halikarnası da alan Cornelius, buradaki ünlü Halikarnas mozolesine de uğradı. Bu topraklar muhteşem eserler barındırıyordu:




      bütün bunlar olurken Senato da Caius’un Kırım’a gitmesi talimatını vermişti, Kırım fethedilecekti…


      Cornelius, 3 generalinden birisi olan Amulius a, Sard kentini almasını emretti. Kendisi de deniz yoluyla Rodos a geçecekti:






      Cornelius küçük bir birliği de Girit e gönderdi, burayı almak maksadıyla…




      Romanın zaferleri arka arkaya geldi:

      Amulius Sardis i aldı:



      artık Batı Anadoluda Yunan kalıntısı kalmamıştı.
      Girit küçük ordumuz tarafında alındı:





      ve Rodos’ta Cornelius, zaferimizi taçlandırmıştı, Rodos heykeliyle:




      öte yandan Roma’da söylentiler gittikçe yayılıyordu. İddiaya göre Cornelius yabancı güçlerle işbirliği yapıp rüşvet almaktaydı. Bu senatonun iddiasıydı. Belki de çamuruydu.



      ünlü senatörlerden Gnaius Aetius, senatoda yaptığı konuşmada bu iddiayı dillendirmiş ve kendisine pek çok yandaş bulmuştu. O ve yandaşları, Cornelius’un uzun yıllardır roma ya dönmediğini ve kesinlikle cezalandırılarak azledilmesini istiyorlardı. Senatoda Cornelius u destekleyen pek az kimse vardı.



      İşin kötüsü Senato, Cornelius’u Maelius emrine verip, Yunanistan ve İlirya seferlerine yolladığında henüz bir çocuktu. Onun bu süre içerisinde ne kadar tecrübe kazandığından haberleri yoktu ve tek amaçları Cornelius un ayağını kaydırmaktı. Ünü çok büyümüştü…

      Ne olursa olsun Cornelius bunu duyduğunda çok kızdı. Henüz Asya’daki işleri bitmeden Roma’ya dönmeye karar verdi.

      Yardımcıları bunun tehlikeli olduğunu ve senatonun onu yargılayıp idam ettirebileceğini söylediğinde ise:

      - Bakalım senatonun ordusu ne kadar güçlü? diye karşılık vermişti.

      Cornelius, ordusunu da beraberinde götürecekti. Ama küçük(!) bir sorun vardı…



      Sonraki Bölüm  Kırım Seferi

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg320879#msg320879 date=1240308579]
      BÖLÜM XV – KIRIM SEFERİ

      Cornelius Asya Seferini devam ettirip, bir yandan da senato iftiralarıyla mücadele ederken, senato da Kırıma ordu yollayarak buranın fethedilmesi emrini vermişti.

      Ordusuyla yola çıkan Caius, ilerlemiş yaşına rağmen hızla Kırıma doğru gitti ve kırım yakınlarındaki Olbia kentini kuşattı:



      burası da Yunan kolonilerinin elindeydi ancak garnizonu zayıftı. Tecrübeli Caius burayı alırken zorlanmadı:



      Caius un da ordusu pek kuvvetli sayılmazdı. Cermenlerle defalarca karşılamış ve bu karşılaşmalarda Cermenler Caius un ordusunu yıpratmıştı. Caius büyük ölçüde Romalı olmayan askerlerle ilerliyordu.

      Deniz yoluyla Cherson a ilerledi:



      yarımadaya çıktı:



      asilerin elindeki Cherson kalesini kuşattı, zaferi çok fazla bekletmedi:



      Caius hızlı ilerliyordu belki de içine birşeyler doğmuştu. Yarımadanın doğusuna deniz yoluyla geçti:



      bu kent kuşatıldı, ancak bir sorun vardı:



      Caius ölmüştü, içine doğan şey belki de buydu, zaten hastaydı:



      senatonun gönderdiği generaller seferi tamamlayacaktı, işler biraz uzamıştı:




      Neapolis Scythia kenti kuşatıldı, burada Ermeniler yaşıyordu:
      ancak Roma orduları zafere alışıktı:




      en son olarak, Kırım iç denizi olan Azak denizinin kontrolu için İskitlerin elinde bulunan Tanais kenti, ağır piyade birlikleriyle kuşatıldı.



      Son derece hafif zırhlara sahip İskitler, Roma ordusunun zırhları altında ezildi. Zafer Romanındı:




      Kırım tamemen fethedilmiş, Senato bundan çok memnun kalmıştı, artık başka hedeflere yönelebilirlerdi.

      Bir de Cornelius sorunu vardı tabi, onu da yakında çözmeyi umuyorlardı…


      Sonraki Bölüm  Selefkilerle İlk Rekabet

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg321680#msg321680 date=1240401939]
      işte herkesim merakla beklediği bölüm :)


      BÖLÜM XVI – SELEFKİLERLE İLK REKABET

      Romanın Asya fetihleri sonrası iki süper güç komşu olmuştu: Selevkos İmparatorluğu ve Roma Cumhuriyeti.

      İki süper gücün çekişmesi de kaçınılmazdı. Roma daha önce Kartaca ve Makedonya yı mağlup etmişti. Ama bu seferki hepsinden büyüktü. Selefkiler de Mısır, Ermenistan, Pontus gibi devletlerle başarıyla mücadele etmiş; Arabistan a inmiş ve Hindistana kadar varmıştı. Perslerle komşuydular. Baktria Krallığının sahip olduğu Hindistan arazileri de Selefkilerin kontrolune geçmişti.

      İki süper güç bir yerde mutlaka çarpışacaktı. İlk davranan da Selefikler olmuştu:



      Selevkos İmparatorluğunun bu hareketleri Roma yı kızdırmıştı. Onlar da gözlerini daha doğuya, Asya Minor içlerine dikmişti. Selefkiler Ipsus kentini ve Galatyayı olduğu gibi ellerinde tutuyorlardı. Askeri güçlerini batıya kaydırmaya başladılar. Romaya darbe vurmaya hazırlanıyorlardı.

      ------------------------------------------------------------------------------------------------------


      Cornelius Agustus, Roma nın kendisine karşı giriştiği çirkin ve ağır iftiralarına karşı harekete geçmek üzere hazırlanmış Roma’ya gitmek üzereydi. Ancak Selefkilerin savaş ilanı ve Anadoludaki toprakların tehlikeye girmesi üzerine Roma’ya gitmekten vazgeçti. Kalıp Selefkilere karşı savunma yapacaktı.

      Doğudaki küçük devletlerle anlaşarak onları Selefkilere ve Pontus devletine karşı yönlendirmeyi planladıı:



      Selefkiler, Romaya karşı tehlikeli manevralar yapıyorlar ancak güçlü bir saldırıda bulunmuyorlardı. Nedeni daha sonra anlaşılacaktı. Selefki batıya ordu kaydırıyordu. Bunlar da Roma yı oyalama hamleleriydi.



      sonunda Sardis i kuşattılar:



      Selefki orduları heryerdeydi. Cornelius un elindeki imkanlar sınırlıydı. Selefkilerim tam 7 ordusu vardı. Corneliusun elinde ise bunun yarısı bile yoktu.

      Sardis i kuşatan Selefkilere karşı Cornelius, Amulius ile birlikte harekete geçti:



      burada Selefkileri püskürttüler.ancak Selefki ordularının durmaya niyeti yoktu, tacize başladılar. Bu sefer Cornelius harekete geçerek yine yendi onları:





      bunları da yenen Cornelius, Amulius ile geriye Pergamum taraflarına çekildi. Bunu fırsat bilen Selefki orduları Pergamum kapılarına dayandı:



      Cornelius ve Amulius ellerini çabuk tutarak kuşatmaya yetiştiler ve düşmana arkadan saldırdılar:



      uzun yıllar bu toprakların destansı savaşalarından biri olarak anılacak savaşta Selefkiler, Romalı büyük general Cornelius un tuzağına düşmüş ve etrafları sarılmıştı:



      generalleri çok şaşaalıydı:



      birebir savaşmaktan da geri kalmamışlardı:





      ancak Cornelius un ordularına karşı durmak zordu:



      ancak bu savaşta Cornelius, Amulius u kaybetmişti. Onun yokluğunu arayacaktı…

      yenilen Selefki ordusundan kurtulanların sayısı çok azdı. Ancak Selevkos İmparatorluğunun insan gücü sınırsızdı. Anadolu’dan Hindistana kadar yayılmışlardı. Ve Hindistandan getirdikleri bir ordu da karşımıza çıkmıştı:



      Hint filleriyle destekli bu orduda Baktria Atlı Okçuları da vardı. Son derece güçlüydüler. Ancak Cornelius yine dehasını konuşturdu. Savaş çok çetin geçiyordu. Filler ordumuza çok büyük hasar vermişti. Ancak bir tepede ağaçlık bölgeye saklanan Cornelius un birlikleri, ani bir saldırıyla bütün selefki ordusunu kılıçtan geçirdi



      mancınık destekli ordumuz, isabetli atışlarıyla selefkileri eziyordu:





      zafer bizim oldu



      bu zaferlerden sonra ordumuzun bir kısmı güneye inmek üzereyken selefkilerin salıdırısına uğramıştı:




      zayıf ordumuz, mancınıklara rağmen pek başarılı olamayarak yenilmiş, ancak selefki ordusuna büyük hasar verdirmişti:






      bu yenilginin intikamını almak isteyen Cornelius bir gece selefkilere baskın düzenledi:



      son derece tecrübeli mancınık birliğimizin isabetli atışları, selefki ordusunda moralleri bozmuş ve dayanıklılığını azaltmıştı. Cornelius selefki ordusuna çok ağır bir kayıp verdirdi. 7 ordu içinde en güçlü orduları buydu. Ancak Cornelius un tecrübeli askerlerine karşı ancak bu kadarını yapabilmişlerdi.




      Selefki orduları savaş alanlarında yenikti. Ama acaba gerçekten savaşı onlar mı kaybediyordu? Roma orduları batı anadoluda, günden güne erimekteydi. Çünkü destek yoktu. Cornelius buradan asker toplayamıyordu. Senato asker yollamıyordu. En iyi ihtimalle yunanistan a gidebilirdi. Ancak selefkiler saldırmaya devam ettiği müddetçe yerinden kıpırdayamazdı. Bunun üzerine istanbula bir mektup gönderdi. Güvendiği diğer iki generaline derhal yunanistandan asker getirmelerini emretti.

      Selefkilerin ise insan gücü bitmek tükenmek bilmyordu:






      Senatodan yardım bekleyemezdi. Senato zaten onu suçlamış ve romaya dönmesi çağrısında bulunmuştu. Emrindeki ordu da senato ordusuydu. Ancak bu kirli suçlamalarından sonra orduyu devralmış ve askerlerin ücretlerini kendi ödemeye başlamıştı. Yunanistandan da yeni askerler getirecekti. Cornelius un elinde büyük bir hazine vardı. Yunanistan, makedonya ve batı anadolu fetihlerinden sonra ele geçirdiği zenginlikleri senatoya yollamamış, romaya dönüşte bunları büyük bir törenle senatoya vermeyi ve ödüllendirilmeyi ummuştu. Ancak senatonun bu hamlesi onu çileden çıkarmıştı. Hazineyi yollamayacaktı

      Artık senatonun amacını anlayabiliyordu. Kendisi çok popülerdi ve ortadan kalkması gerekiyordu. Ancak Cornelius korkusuzdu. Artık karşılarında tecrübesiz bir genç yoktu. Yunanistan ve Makedonta Fatihi Agustus Cornelius tu o…


      Sonraki Bölüm  Britanya Seferi

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg323279#msg323279 date=1240503434]
      sağolun arkadaşlar. yeni bölümü yayınlıyorum


      BÖLÜM XVII – BRİTANYA SEFERİ

      Doğuda fetihler yapmakta olan Cornelius u ağır bir iftirayla karalayıp geri dönmesini isteyen Senato, içeride çok rahattı. Bu rahatlıktan kaynaklı olarak büyüme stratejisini geliştirdi ve denizaşırı topraklara yöneldi. Romanın yeni hedefi Britanya Adasıydı.



      Senato’nun içeride hiç sorun yaşamamasının nedenleri, görevlendirdiği komutanların askeri anlamda olağanüstü başarılarıydı. Bu başarılar yabancı güçlerin Roma topraklarına girmek bir yana, daha da geri çekilmesini sağlıyordu. Roma topraklarındaki huzur ve barış, ekonomik kalkınmayı; bu da beraberinde daha da genişleyen bir Roma meydana getiriyordu. Bunda en büyük pay tabi ki Cornelius a aitti. Romanın sınırlarını en çok genişleten oydu. Bunun yanında kuzeyde Sextus ve onun mirasını devralan yeğeni Placus Titus, cermen sınırını güvence altına almışlardı.

      Senatonun Mediolanium kentinde hazır ettiği ordu baharla birlikte yola çıktı:




      yolculuk, Galya’daki çeşitli isyan hareketlerinden dolayı biraz aksadı, kış geldi:




      ancak en sonunda Samorabriva limanına varan ordu, gemilerle Britanyaya çıkarma yaptı:






      ordu, britanyanın en önemli kenti olan Londinium u kuşattı. Ancak ormanlara gizlenmiş büyük bir Kelt ordusu pusudaydı:





      Senato, kelt ordusuna karşı koymak için onların stilini kullanmaya karar vermiş ve bunun için, son derece dayanıklı ve korkusuz Gladyatörleri orduya destek kuvveti olarak katmıştı. Bunun yanında Kelt süvarileri ordunun asıl kuvvetiydi:






      savaşın sonlarına doğru generallerini kaybeden Kelt ordusu dağılarak kaçışmaya başladı



      ve zafer geldi:



      bu yenilgi Kelt ordusunu adeta bitirmiş gibi görünüyordu:




      ancak işin aslı öyle değildi… Keltler kalabalıktı… meydan savaşı kazanamayacaklarını anladıklarında gerilla tekniklerine başvurdular. Bu da ordumuzu çok zayıflattı. Bu yüzden sefer, beklenenden uzun sürdü. Britanyayı fethetmek kolay bir iş değildi. Ordumuz her ilerleyişinde sıkıntılarla karşılaşıyordu. Ancak Sillius yerli askerleri de orduya katarak ilerlemesini sürdürdü. Şimdi elinde başlangıçtakinin yarısı kadar bir ordu vardı. Ancak o yine de kuzeye ilerledi ve Isurium kasabasını kuşattı:



      Sillius zor da olsa burayı da almıştı.



      Ancak artık ilerleyemezdi. Elinde doğru düzgün ordu kalmamıştı. Senatodan yardım isteyemezdi. Çünkü elindeki kalabalık orduyu kaybettiğini duyduklarında senatörlerin tepkisinden çekiniyordu. Paralı asker de alamazdı. Senatonun ona verdiği bütün para bitmişti. O da senatoya daha fazla kuzeye çıkılamayacağını, zaten kuzeyde yerleşim olmadığını, dağ insanlarının yaşadığı bildiren bir rapor yazdı. Senatodan cevap gecikmedi. Sillius a olduğu yerde kalması ve ilerlememesi emredilmişti.

      Sillius rahatladı…Bir sonraki bahar senatodan yeni bir ordu ve bir kasa dolusu para bekliyordu…Sillius çok saftı…


      Sonraki Bölüm  Roma’da Yeni Dönem




      bu arada ekstra bir senaryo ile karşılaşmazsam 24 bölümde bitirmeyi planlıyorum tbr*
      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg323779#msg323779 date=1240574935]
      BÖLÜM XVIII – ROMA’DA YENİ DÖNEM

      Senatonun pis iddialarından sonra Roma’ya dönmeyi kararlaştıran Cornelius u durduran şey, Selevkoslardı. Ordularına komuta ederek onları birbir imha etmiş ve Batı Anadoluyu rahatlatmıştı. Selefkilerin taarruz gücünün düştüğünü anlayınca da gemiye atlayıp Romaya döndü. Yalnız değildi. Yanında Roma nın en tecrübeli askerlerinden oluşan bir ordu götürüyordu. Kafasındakileri sadece o biliyordu…

      Cornelius, Makedonyada bir süre kaldı. Buradan asker topladıktan sonra cermen sınrına ilerledi. Bütün bunlardan senatonun haberi yoktu. Cermen sınırında konuşlnan Placus un birliklerini etkisiz hale getirdi. Cornelius Romalıydı ve Romalı askerlere karşı savaşıyordu. Ancak bunlar büyük çaplı savaşlar değildi. Zaten Placus un kendisi ve asıl orduları Kırım yakınlarında bulunuyordu. Senatonun elindeki önemli bir ordu da Britanyayı fethe gitmiş ve burada neredeyse yok olmuştu. Kartaca’da Senatoya sadakati şüpheli bir ordu bulunuyordu. Yani bu şartlar altında Cornelius un önünde kimse duramazdı. Romaya kadar yürüyerek gidebilirdi. O da öyle yaptı.



      CORNELIS POMPEIUS


      Cornelius tüm bunları biliyordu. Tüm hamleleri önceden hesaplamış ve ona göre yapmıştı hamlelerini. Britanya ve Kırımda orduların gelmesi ayları bulurdu. Kartaca daki birliklere ise senato güvenemezdi. Zaten Cornelius bunları çoktan rüşvetle satın almıştı. En son olarak Makedonyadan topladığı birliklerle Romaya ilerledi.

      Rubicon u geçti. Cornelius un mesajı açıktı:



      Cornelius Romaya girdiğinde halka elindeki hazineden bir miktar para dağıttı. Zaten çok zengindi. İlirya, Yunanistan, Makedonya ve Asya Minor u fethetmiş, pek çok köle satmış, şehirleri yağmalamış ve pek çok yerden topladığı haraç ve vergilerle kasalar dolusu altın elde etmişti.

      Bunları kullanarak Roma’daki halk desteğini sağlamlaştırdı.

      Ama asıl yaptığı iş senatoda konuşması oldu. Senato kapısından girdi ve “geldim” dedi, “yargılanmaya geldim.”

      Senatoda çıt çıkmıyordu. Herkes kürsüde konuşan Cornelius a bakıyordu. Sonunda biri çıktı:

      - Tabi ki yargılanacaksın!

      cornelius un cevabı netti:

      - Elbette. Fakat beni ancak halk yargılar!

      Cevabı senatorleri korkutmuştu. Ve düşündükleri gerçekti. Cornelius halk desteğine sahipti. Ve bu sözleri açıkça tiran olmak istediğini belirtiyordu.

      Senatorlerin elinden hiçbir şey gelmezdi. Çünkü Titus ve Sillius çok uzaklardaydı. Sillius un elinde ordu bile kalmamıştı.



      Cornelius ise ordusuyla Roma’ya girmiş ve herşeyin kontrolunu eline almıştı. Senatoya asker sokmuştu. Bu büyük bir suçtu. Ancak ölüm korkusu senatörlerin ağzını açtırmıyordu



      Planı netti. Romadaki en güçlü insan olmak istiyordu.

      İlk olarak tehditlerle senatonun kendisini konsul seçmesini sağladı. Ardından sadık dostlarından birini yine tehditlerle başyargıç yaptı.

      Elindeki yetkileri kullanarak soruşturma açtı ve kendisi hakkında iddialarda bulunan senatorleri belirledi. En başta a Gnaius Aetius vardı. Senato bu kişileri suçlu buldu. Tabi yine tehditle… bu senatorler sürüldüler. Cornelius onları Roma’dan çok uzağa, Dakya ya sürdü.





      Casuslarını kullanarak hoşlanmadığı kişileri de suikastlerle ortadan kaldırdı. Roma’da neredeyse hiç rakibi kalmamıştı artık.

      Placus a da bir mektup yazmıştı, yakında gönderecekti. Ondan başkaldırmamasını isteyecek, iç savaşı önleyecekti. Placus a önemli şeyler vaadedecekti.


      -----------------------------------------------------------------------------------------
      ROMA YENİDEN ŞEKİLLENİYOR
      -----------------------------------------------------------------------------------------

      Yaptığı hamlelerle kendisine rakip olabilecek kimseyi roma’da bırakmayan cornelius, Roma’yı yeni bir düzene kavuşturacak reformlarına girişti.

      İlk iş olarak toprak yönetiminde yeni düzenlemelere girişti. Senatonun yönettiği toprakları yeniden düzenledi. Yeni fethedilen yerlerde yeni eyaletler oluşturdu, bazı eyaletleri kaldırdı. Ve asıl önemli değişiklik ise senato eyaletleriyle kendisine bağlı eyaletleri bibirinden ayırması oldu. Bu şekilde pek çok senatörü mutlu etmiş oluyordu, kendisine karşı gelemeyeceklerdi. Senatonun elindeki toprakların vergileri senato hazinesine gidecek, kendi elindeki eyaletlerin vergileri ise cornelius un kendi hazinesine akacaktı.




      senato kendi eyaletlerinin valisini kendi belirleyecek, imaparator da kendi eyaltlerine kendi valilerini atama hakkına sahip olacaktı.

      Cornelius senatodan imaparator ünvanı almıştı. Bu unvan ona senatodan daha üstün bir güç veriyordu. Senato artık Romanın en güçlüsü değildi. Roma artık gerçek bir imparatorluk olmuştu. Tabi ki kendine bağlı senatorler sayesinde.

      Cornelius hukuk alanında da düzenlemelere başvurdu. Flavius ve Hadrianus Kanunlarını bir araya getirdi. Bu kanunlar Roma’nın Anayasası olacaktı. En önemli değişiklik ise borç nedeniyle oluşan köleliği kaldırmasıydı. Halk desteği bir kez daha arttı.

      Romada ve imparatorluğun öbür köşelerinde mimari hareketlere girişildi. Roma da görkemli bir imparatorluk sarayı inşaa edildi. Senato yenildendi:








      Roma düzene sokuldu:






      yapılanlar sadece bununla sınırlı değildi. Cornelius bütün imparatorluk topraklarını birbirine bağlayacak gelişmiş bir karayolu şebekesi kurdu:



      bütün bunlar imparatrluk içindeki ulaşımı daha da kolaylaştırıyordu ve bu sayede sorun çıkaran bölgelere ulaşmak daha kolay olacaktı. Cornelius otoriter biriydi.


      İmparatorun un en önemli düzenlemelerinden biri de orduyla ilgiliydi. Cornelius, Praetorian ve Lejyoner birlikleri kurmuş ve artık bunları imparatorluk ordularının temeli haline getirmişti.




      Bunun yanında eski düzende varolan Triarii ve Princeps birlikleri de muhafaza ediliyordu. Orduya ilk alınanlar ise Hastati birliklerine katılacaktı.








      Ordunun süvari ihtiyacını da yine Praetorian süvarileri karşılayacak ancak yerli süvariler de ordu da sıkça yer alacaktı.




      Bunların yanında Cornelius kendine bağlı lejyonlar kurdu. Bu lejyonları sınır bölgelerde görevlendirdi. Bu şekilde Cornelius’un kurduğu lejyonların sayısı onüçü buluyordu.

      Senato ise 3 lejyona sahipti. Bunlar Senato’ya bağlı Makedonya, Yunanistan ve Kartaca eyaletlerindeydi.



      Cornelius reformları, Roma’yı gerçek bir imparatorluk haline çevirmiş ve düşmanlara Roma nın gerçek gücünü göstermesini sağlamıştı. Artık Roma’da iç çekişme yoktu, otorite vardı…


      Sonraki Bölüm  Asya’da İlerleyiş

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg324628#msg324628 date=1240664871]
      BÖLÜM XIX – ASYA’DA İLERLEYİŞ

      Roma’da gücünü pekiştirip imparator olan ve önemli reformlar gerçekleştiren Cornelius, başkentte işleri yoluna koyduktan sonra doğruca Asya ya yöneldi. Burada daha önce Selevkosların ordularını mahvetmiş ve taarruz güçlerini kırmıştı. Şimdi yapması gereken lejyonları toplamak ve ilerlemekti. Asya içlerine doğru… O da öyle yaptı.



      ancak Pergamum köprüsünde hala Selefki orduları bulunuyordu. Cornelius bütün orduları dağıttı:







      nihayet geçit temizlenmiş ve Cornelius un önü açılmıştı. İpsus a ilerledi.



      Yunanistandan gelen lejyonlardan birini de güneye Side kıyılarına yolladı. Burası Yunan kolonilerinden kalan son yerdi.



      zafer sonucu Yunanlılar yok olmuştu:




      Yunanlılar mağlup edilmiş olabilirdi. Ama asıl sorun Selefkilerdi. Cornelius un Roma seyahati Selefkilere toparlanma fırsatı vermiş ve yeniden büyük ordularla Anadoluya girmişlerdi. Cornelius zeki bir adamdı. Bunu düşünerek, Kırım fethinden sonra orduya kattığı İskit atlı okçuları ve ağır süvarilerinden oluşan bir orduyu, Selefkileri yıpratmak için kullanmaya karar verdi.

      Ancak Kırımdan dönen Placus Titus önce bu orduyu Anadolunun ortasındaki yerli Galat kabilelerine karşı test etmeye karar verdi:





      savaş Galatları dehşete düşürmüştü:



      Placus Titus, tam bir canavardı. Kana susamış bir canavar… Cornelius ile imparatorluk konusunda anlaşmış; Kırım ve Anadoluda fethedilecek diğer yerlerin valiliğini Cornelius tan koparmayı başarmıştı. Karşılığında lejyonlarını Cornelius emrine verecekti. Bu şekilde Anadoluya gelmiş ve ilk savaşını da bu zavallı Galatlara karşı yaparak onlara yaşarken cehennemi göstermişti.

      İskit süvari ordusunun bu başarısından sonra Placus onları Selefkilere karşı kullandı.



      sıkıştırılan Selefki ordusu bozguna uğrayarak geri çekilmişti:



      ağır kayıplar alan Selevkos iİmparatorluğu batı topraklarından çıkmış ve buraları Roma ‘ya bırakmıştı. Artık Roma Asya ortalarındaydı.

      Selefkiler ise Tarsus önlerinde ciddi bir savunma hattı oluşturmuşlardı. Tarsus a giden iki yol vardı: birisi Ancyra üzerinden diğer ise Side üzerindendi. Side tarafı güvenli değildi. Pusuya düşme ihtimali vardı. En iyisi Ancyra tarafından gitmekti. Cornelius da öyle yapacaktı.

      Yapacaktı ama bu sırada Pontus Krallığının ihaneti herşeyi mahvetti. Daha önce Pontus Krallığı ile Roma anlaşmıştı. Bu anlaşmaya göre Selevkos-Roma savaşlarında Pontus tarafsız kalacaktı. Pontuslular son dönemde topraklarını iyice büyütmüş ve bir imparatorluk haline gelmişlerdi. En büyük rakipleri ermenileri tarihin tozlu sayfalarına gönderdiler:



      Pontuslular a karşı yapılan ilk hamle Karadenizdeki tüm limanlarını abluka altına almak oldu. Ticareti sıfırlanan ve korkuya kapılan Pontus krallığı Roma ya saldırmaya cüret edemedi.

      Bu şaşkınlıktan yararlanan Cornelius, Pontus sorununa karşı hareket geçmek üzere, Kırım a mektup yazdı. Buradaki iki lejyonu istiyordu. Lejyonlar derhal gönderildi ve savunmasız pontus topraklarına saldırdı:







      İstanbul yakınlarında ise Pontus sorun çıkarmaktaydı. Bunun için de Cornelius gerideki 9. lejyonu görevlendirdi:





      batı topraklarını savunamayan Pontus kralllığı geri çekildi. Doğudan getirecekleri büyük bir güçle yeniden saldıracaklardı

      Roma nın medenileştirme hareketleri sonucunda dünya artık daha medeni bir yer haline geldi. Barbarlık azalmıştı. Roma bir dünya imparatorluğuydu:




      öte yandan güneyde lejyonların ilerleyiş durmuştu. Çünkü Selevkosların Tarsus önlerine yığdığı ordular çok kuvvetli ve kalabalıktı:



      Cornelius burayı aşıp daha fazla ilerleyebilmek amacıyla bir plan geliştirdi. Bu plana göre Halikarnastaki 10. lejyonu deniz yoluyla Suriye taraflarına indirecekti.

      Hedef belliydi. Dünyadaki en büyük kent olan Antakya… tam 45 bin nüfusuyla sadece Selevkos imparatorluğunun değil dünyanın da başkenti gibiydi. Roma bile bu kentin ancak yarısı kadardı:



      öte yandan Cornelius un geliştirdiği planın 2. ayağı ise tTarsus önlerindeki düşmanı İskit süvari ordusuyla yıpratmaktı. Selefkileri bir nehirden geçmek üzereyken yakalayan ordu, okları üzerlerine boşalttı:



      selefki orduları bir ölçüde yıpratıldı:



      asıl darbeyi de Cornelius ve kendisine bağlı 3 lejyon vuracaktı. Tarsus kentine saldırıldı. Ve beklendiği gibi bütün Selekos orduları Roma üzerine çullandı:



      savaş alanında ortalık birbirine girmişti. İki taraftada filler vardı. Roma da afrika filleri, selevkosta hint filleri… mancınıklarla düşmanı eriten Cornelius, düşmanı sağ kanattan sıkıştıran 12. lejyonla birlikte, fillerini düşman ordusunun arkasına sarkıtmış ve fillerin orduyu ters taraftan yarıp geçmeleri sayesinde savaşı kazanmıştı.




      savaşta Cornelius generallerinden birini kaybetmişi:




      Antakya taraflarından da 10. lejyonun büyük kayıplara rağmen savaşı kazanarak Antakyayı aldığı haberi gelmişti.

      Selevkos imparatoru da bu savaşta ölmüştü. Antakya kuşatmasında kayıplar gerçekten çok büyüktü. Bu Cornelius u biraz korkutsa da artık Selefkilerin aşılmaz dediği duvarı aşmış ve gözünü daha doğuya dikmişti




      Asya Savaşları sonucu doğudaki sınırlar yeniden çizildi. Cornelius yeni hazırlıklara başladı…





      Sonraki Bölüm --> Pontus Topraklarının Alınması

      [/quote]
      [quote author=annibal link=topic=35192.msg325442#msg325442 date=1240754210]
      BÖLÜM XX – PONTUS TOPRAKLARININ ALINMASI

      Selevkoslarla yapılan mücadelede sırasında pontus krallığı nın roma yı arkadan vurması cornelius un lejyonlarının bir kısmını buraya yönlendirmesine sebep olmuştu. Kırımdan 2 lejyon getiren cornelius, pontus un bitinya arazilerini ele geçirmiş ve yüzünü daha doğuya, pontus un kalbine çevirmişti.

      Esasında pontus krallığı gerçekten çok güçlüydü. Ermenistanı yok edip topraklarına sahip olmuş ve daha da büyümek hırsıyla roma ya saldırmışlardı. Roma nın selevkoslarla çekişmesinden yararlanmak istiyorlardı. Ancak cornelius hem yunanistandan, hem trakyadan hem de kırımdan getiridği yeni lejyonlarla pontus batı topraklarını kaybetmiş ve doğuya çekilmişti. Şimdi cornelius un elinde 20 lejyon vardı ve 5 tanesi pontus topraklarındaydı.

      Ancak pontus un doğu topraklarına sahip olmak kolay değildi. Arazi çok dağlıktı, ilerlemek güçtü. Ayrıca mevsimsel şartlar lejyonlarımızı zorluyordu. Buna rağmen cornelius orduya komuta eden decimus scaurus a ilerlemesi talimatını verdi. Scaurus krımdan yeni gelen 15. lejyona trapezus kentini almasını emretti:



      kendisi de trapezus doğusundaki kotais kentini kuşatmaya gitti. Burası pontusluların başkentiydi:



      trapezus u alan 15. lejyon, güneye inerek satalayı kuşattı:



      satalia kolay düştü:



      15. lejyon yüzünü güneybatıya çevirdi ve mazaka kentine gitti. Bu kent orta anadoluyu kontrol eden kentti:



      mazaka da roma hakimiyetini pekiştirecek olan savaş meydana geldi:



      savaşta pontusluların kardakes ağır piyadeleri ordumuzu zorlamış, ancak buna rağmen roma ordusu düşmanı zaman geçtikçe eritmeye başlamıştı. Bu gerileme karşısında savaşmaktan korkan pontus falanks birlikleri kaçmayı tercih etmişlerdi:



      şehir romanın oldu. Pontus sonsuza dek bu bölgeden atılmıştı:



      daha doğuda scaurus, pontus un en önemli ordusunu armavira savaşında mağlup etmiş ve armavira ile miskheta arasını kontrol altına almıştı:





      miskheta yı da alan scaurus phraaspa ya yöneldi. Bu arada imparatorluğun uzak köşelerinden isyan haberleri cornelius a ulaşıyordu. Birtanyada isyan çıkmıştı:



      birtanyada bulunan 1. lejyon derhal mudahalede bulunmuş ve otoriteyi tekrar sağlama almıştı.

      Topraklarımızda asi ordusuyla dolaşan yunan generali ptolemeos ise 84 yaşında ölmüştü. Kendisi bir zamanlar romadan yunanistan tahtında oturabilmesi için yardım istemiş ancak roma onu yüzüstü bırakmıştı. O da epirin sarp dağlarında eşkiyalığa başlamış ve uzun yıllar romayı uğraştırmıştı. Artık epir rahata erebilirdi…



      Öte yandan persler hazarın karşı yakasında gemilerle çıkarma yaparak albana şehrini kuşatmışlardı. Persler de zayıflayan pontusun topraklarına ortak olmak istiyordu.





      phraaspa kentine inen scaurus, burayı rahatça aldı. İç karışıklıklar içine giren pontus krallığı artık tarihin tozlu sayfalarına karışmıştı:





      ancak sorunlar bunlarla bitecek gibi görünmüyordu. Persler romaya savaş ilan etti. Onlar da tıpkı pontusluların yaptığı gibi selevkos-roma mücadelesinden faydalanmaya çalışıyorlardı. Ancak hep yanlış tarafı seçiyorlardı:



      pontus sorununu halleden scaurus ise lejyonları toplayarak doğruca albana kentine gitti ve persleri kuşattı. Persler sayıca az olmalarına rağmen elit askerlere sahipti. Tam 100 adet katafrakt okçuları vardı. Bunlar ordumuzu çok zorladı. Ancak kayıplara rağmen albana alındı ve persler bu diyardan kovuldu. Artık ermenistan tamamen bize aitti.



      bu bölgede fetihleri tamamlayan Roma lejyonları artık güneye inerek selevkoslarlar devam etmekte olan savaşa dahil olabileceklerdi. Cornelius bunun bize avantaj sağlayacağını düşündü. Selevkos İmparatorluğuna büyük bir darbe vurmanın zamanı gelmişti şimdi….





      Sonraki Bölüm  Suriye Savaşları

      [/quote]